Önde gelen bir arz yönlü iktisatçı, düşük vergi oranlarının otomatik olarak daha yüksek gelir getirdiği fikrine karşı çıkıyor ve ABD mali sağlığına yönelik asıl tehdidin vergi politikası değil, kontrolsüz federal harcamalar olduğunu ileri sürüyor.
Ludwig von Mises Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Murray Sabrin, 18 Haziran'da Wall Street Journal'da yayınlanan bir mektupla, Arthur Laffer ve Stephen Moore'un 11 Haziran tarihli köşe yazısına yanıt verdi. Laffer ve Moore, merhum Senatör Bob Packwood öncülüğünde hazırlanan 1986 vergi reformu yasasını överek, Packwood reformunun alametifarikası olan düşük vergi oranlarının tarihsel olarak ekonomik büyüme yoluyla daha yüksek vergi gelirleri sağladığını savunmuştu.
Sabrin, "Asıl mesele vergi oranları değil; federal harcamalardır," diye yazdı. "Washington'ın harcadığı her dolar, refahın, inovasyonun ve istihdam yaratmanın gerçek motoru olan özel sektörden çekilen bir dolardır."
Bu yazışma, ABD'nin Bağımsızlık Bildirgesi'nin 250. yıldönümüne yaklaştığı bir dönemde, on yıllardır süren maliye politikası tartışmasını yeniden alevlendiriyor. Sabrin, yasa koyucuların ekonomik büyümeden kaynaklanan artan vergi gelirlerini hükümeti daha da genişletmek için bir davet olarak görmemeleri gerektiğini savundu. "Büyüyen bir ekonomi, özel sektör istihdamı ve fırsatları genişledikçe daha az hükümet müdahalesi gerektirmelidir," diye yazdı.
Bilançonun Harcama Tarafı
Sabrin'in eleştirisi, federal dolarlara yapısal bir bağımlılık olarak tanımladığı durumu hedef alıyor. "Bugün, on milyonlarca Amerikalı, işletme ve kurum, gelir ve sosyal yardımlar için federal dolarlara bağımlıdır," diye yazan Sabrin, bu bağımlılığın "Amerikan Devrimi'ne ilham veren bağımsızlık ruhundan çok uzak olduğunu" savundu.
Laffer-Moore tezi -oran indirimlerinin büyüme yoluyla kendi kendini finanse edebileceği- 1980'lerden bu yana Cumhuriyetçi vergi politikasının temel taşı olmuştur. Başkan Ronald Reagan tarafından imzalanan 1986 Vergi Reformu Yasası, 14 vergi dilimini ikiye indirmiş ve en yüksek marjinal oranı %50'den %28'e düşürmüştü. Savunucular, müteakip gelir artışını bir doğrulama olarak gösterirken, eleştirmenler takip eden yıllarda harcama artışının gelir kazanımlarını geride bıraktığına dikkat çekiyor.
Sabrin, "yetkisi olmayan federal programları aşamalı olarak kaldıran bir anayasal bütçe" çağrısında bulunarak, "Washington'ın erişimini azaltarak ve vatandaşların geçim kaynakları için hükümete daha az bağımlı olurken kazandıklarının daha fazlasını ellerinde tutmalarına izin vererek ekonomik bağımsızlığı yeniden tesis etme" hedefini dile getirdi.
Tehlikede Olan Ne?
Tartışma, bir sonraki mali müzakere turu için de çıkarımlar taşıyor. Kongre Bütçe Ofisi, kamu tarafından tutulan federal borcun, başta Sosyal Güvenlik, Medicare ve faiz ödemelerine yönelik zorunlu harcamalar nedeniyle, mevcut on yıl içinde GSYH'nin %100'ünü aşacağını öngörüyor. Sabrin'in argümanına göre, tek başına vergi politikası, buna karşılık gelen bir harcama disiplini olmadan yapısal dengesizliği çözemez.
Yazışma aynı zamanda daha geniş bir felsefi ayrışmayı da gözler önüne seriyor: Maliye politikası, büyüme için vergi tarafı teşviklerine mi yoksa hükümetin ekonomideki payını küçültmek için harcama tarafı disiplinine mi öncelik vermeli? 2026 ara seçimlerinin yaklaşması ve borç tavanının yeniden yasama gündemine oturacak olmasıyla birlikte, harcamalar ve vergiler arasındaki tartışmanın daha da yoğunlaşması bekleniyor.
Bu makale yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve yatırım tavsiyesi niteliği taşımamaktadır.