Yakın tarihli bir köşe yazısı, asırlık bir denizcilik yasası olan Jones Yasası'nın yürürlükten kaldırılmasının, modern ABD yük demiryolu endüstrisinin fiyatlandırma gücüne yönelik en büyük tehdit olabileceğini savunuyor.
Yakın tarihli bir köşe yazısı, asırlık bir denizcilik yasası olan Jones Yasası'nın yürürlükten kaldırılmasının, modern ABD yük demiryolu endüstrisinin fiyatlandırma gücüne yönelik en büyük tehdit olabileceğini savunuyor.

(P1) Yakın tarihli bir Wall Street Journal köşe yazısı, 106 yıllık Jones Yasası'nın ABD demiryolu endüstrisi için rekabeti sınırlayan kritik bir faktör olduğunu vurguluyor ve yasanın yürürlükten kaldırılmasının iç nakliye pazarını önemli ölçüde değiştirebileceğini öne sürüyor.
(P2) Manhattan Beach, Kaliforniya'dan Lloyd W. Talbert, editöre yazdığı bir mektupta, "İç nakliye pazarına yeni denizcilik rakiplerinin eklenmesi, demiryollarının fiyat artışlarını müşterilere yansıtma yeteneğini engelleyecektir," dedi.
(P3) Bu argüman, ABD demiryollarının serbestleşme tariğine dayanmaktadır. Endüstri, 1970'lerin başında, o zamanlar ülkenin en büyük demiryolu olan Penn Central'ın iflasıyla sonuçlanan büyük bir krizle karşı karşıya kaldı. Hükümet kaynaklı bu fiyasko, yolcu odaklı Amtrak ve yük odaklı Conrail'in kurulmasına yol açtı.
(P4) Söz konusu olan temel sorun, birkaç büyük oyuncu halinde konsolide olan yük demiryolu endüstrisinin, Jones Yasası'nın yürürlükten kaldırılması durumunda deniz taşımacılığından gelecek yeni bir rekabet dalgasına dayanıp dayanamayacağıdır. Bu durum, 1970'lerdeki iflaslara yol açan baskıları yansıtabilir ve Norfolk Southern ile özelleştirilmiş Conrail gibi şirketlere fayda sağlayan mevcut kârlılık yapısını tehdit edebilir.
Mektup, Penn Central'ın çöküşünü hızlandıran koşullarla doğrudan bir paralellik kuruyor. Demiryolunun 1970'teki çöküşü, o dönemde ABD tarihindeki en büyük kurumsal iflas olarak kalmıştı. Bu durum; ağır düzenlemeler, o zamanlar yeni olan eyaletler arası otoyol sisteminden gelen yoğun rekabet ve maliyetler üzerindeki önemli sendika baskısının bir sonucuydu. Sonrasındaki serbestleşme, özellikle de 1980 tarihli Staggers Demiryolu Yasası, endüstrinin toparlanmasına, konsolide olmasına ve gelişmesine olanak sağladığı için geniş çapta takdir edilmektedir.
Penn Central ve diğer iflas eden kuzeydoğu demiryollarının küllerinden hükümet tarafından kurulan Conrail, serbestleşmeden sonra kârlı hale geldi ve sonunda 1987'deki başarılı bir halka arz ile özel sektöre geri döndü. Yazarın endişesi, yeni düzenlemelerin veya Jones Yasası gibi mevcut düzenlemelerin kaldırılamamasının bu kazanımları tersine çevirebileceğidir.
Mektubun "sendika baskısından" bahsetmesi özellikle zamanlaması açısından dikkat çekicidir. Talbert'ın argümanının odak noktası olmasa da demiryolu endüstrisi işle ilgili önemli maliyetlerle karşılaşmaya devam ediyor. Ekonomi Politikası Enstitüsü ve LaborLab'ın 2024 tarihli bir raporuna göre, tüm sektörlerdeki ABD'li işverenler sendikadan kaçınma danışmanlarına yıllık tahmini 1,7 milyar dolar harcıyor. Bu rakam, şirketlerin işçi ilişkilerini yönetmek ve sözleşme müzakereleri yapmak için katlandıkları iç maliyetleri bile içermiyor.
Yük demiryolu gibi sermaye yoğun ve sendikalı bir endüstri için bu maliyetler genel kârlılıkta önemli bir faktördür. Deniz taşımacılığından gelen artan rekabet tehdidi, demiryollarının halihazırda karmaşık iş görüşmeleri ve yüksek işletme giderleriyle mücadele ettiği bir dönemde ortaya çıkmaktadır.
Resmi adıyla 1920 Deniz Ticaret Yasası'nın 27. Bölümü olan Jones Yasası, ABD limanları arasında taşınan tüm malların Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları tarafından inşa edilen, sahip olunan ve işletilen gemilerle taşınmasını şart koşar. Yasa, ABD ticaret filosunu desteklemeyi amaçlıyordu, ancak eleştirmenler uzun süredir bunun rekabeti engellediğini ve nakliye maliyetlerini artırdığını savunuyor.
Yasanın yürürlükten kaldırılması, iç su yollarını genellikle daha düşük işletme maliyetlerine sahip yabancı bayraklı gemilere açacaktır. Bu durum, özellikle kıyılar ve büyük nehir sistemleri boyunca dökme emtia ve konteyner trafiği için demiryollarına yeni ve dişli bir rakip yaratacaktır. Deniz taşımacılığından gelecek daha düşük fiyat potansiyeli, demiryollarını kendi ücretlerini düşürmeye zorlayabilir ve Staggers Yasası'ndan bu yana endüstrinin ayırt edici özelliği olan fiyatlandırma gücünü aşındırabilir. Soru, bunun daha rekabetçi bir pazara mı yol açacağı yoksa ABD tedarik zincirinin kritik bir parçasını istikrarsızlaştırabilecek bir yıkıcı rekabete mi (race to the bottom) yol açacağıdır.
Bu makale yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve yatırım tavsiyesi teşkil etmez.